İran’ı hedef alan emperyalist ve siyonist saldırganlığın kadınların özgürlüğüyle alakası yok!

Aylara yayılan tehditlerin ve askeri yığınağın ardından dün soykırımcı İsrail ve ABD İran’ı bombalamaya başladı. Tahran, Tebriz, İsfahan, Kum, Karaj, Kermanşah’ta patlamalar olduğu söyleniyor. Bununla birlikte Pakistan da Afganistan’a savaş ilan etti. Soykırımcı İsrail, “Dört günün sonunda bildiğimiz Tahran’dan eser kalmayacağını” övünerek ilan ediyor. O yıkıntının arasında yaşam mücadelesi verecek halkların, kadınların bu denklemde yeri yok. Haziran sonunda da benzer bir saldırı sırasında Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak şöyle demiştik:     “İsrail İran’a saldırırken halkı —özellikle kadınları— molla rejimine karşı ayaklanmaya çağırıyor. Savaşını, ‘kadınları özgürleştirme’ söylemiyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Netanyahu bir yandan İranlı kadınların üzerine bomba yağdırırken, diğer yandan Gazze’de on binlerce kadını öldürüyor, İsrail hapishanelerinde binlerce Filistinli kadına işkence ediyor ama yine de savaşını ‘Jin, jîyan, azadî’ yazarak süsleyebiliyor. Bu senaryoyu Amerika’nın Irak ve Afganistan işgallerinden çok iyi tanıyoruz. Bu yüzden bugün, önce kadınlar bu söyleme karşı çıkıyor; ‘Bizim özgürlüğümüz sizin ellerinizle gelmeyecek’ diyor.”   Bugün de durum farklı değil. Elinde dünyanın bütün teknolojisini, yapay zekasını tutan, hedeflerini milimetrik hesapla vurma iddiasındaki ABD ve İsrail, İran halkının yaşam alanlarına saldırdı, en az 201 kişi hayatını kaybetti ve 747 kişi yaralandı. Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentinde bir ilkokul hedef alındı, 85 kız öğrencinin katledildiği belirtiliyor. Saldırıyı canlı yayında “kadınlar için özgürlük yolu açıldı” diyerek sunan emperyalistler İran’da kadınları ve kız çocuklarını bombalıyor.   Gazze’de işgali “barış” adı altında aklayan ve Türkiye’nin de parçası olduğu Gazze Barış Kurulu’na üye ülkeler, bölgedeki inşaat ve rant hesaplarını bozacağı için İran’ın Filistin direniş örgütlerine desteğini bir sorun olarak görüyor. Nükleer programı bahane eden ABD ve AB ticari, siyasi, finansal yaptırımları sürdürüyor, ambargolar İran halkını her geçen gün enflasyonla yoksullaştırıyor. Soykırımcı İsrail ise hiçbir yaptırım uygulanmadan bir yandan müzakere sürecinde İran’ı bombalarken diğer yandan Batı Şeria’yı işgal ediyor, Lübnan’a ve Yemen’e saldırıyor. Alevi, Dürzi, Kürt kadınları katleden, “kadın pazarları” kuran IŞİD zihniyetli HTŞ çetelerinin yönetiminde işlenen insanlık suçlarına rağmen Suriye’ye yönelik ambargolar ise tek tek kaldırılıyor çünkü artık Suriye hava sahası İsrail füzelerine açık. Uluslararası düzenin tüm normları emperyalistlere göre şekilleniyor. Molla rejimi ise yıllardır kadınların bedenlerini, hayatlarını mutlak bir tahakküm altında tutuyor, sosyalist örgütlenmeleri, işçi sınıfının sendikal mücadelesini baskılıyor, Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin, Ahvaz Araplarının haklarını gasp ediyor, tüm toplumsal muhalefeti sindirmek için ayaklanmaları kanla bastırıyor, binlerce insanı idam ediyor. Soykırımcı İsrail – ABD saldırganlığı ile molla rejimi arasındaki ikilemde kimseye özgürlük yok, biliyoruz.    Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) eliyle kendi kentlerinde kendi halkına savaş açan, kadınlara kürtajı, translara uyum sürecini yasak etmek için elinden geleni yapan Trump’ın aklına “demokrasi, halkın ve kadınların özgürlüğü” her nasılsa yalnızca düşmanını bombalamak için işlevli olduğunda geliyor. Emperyalist müttefiklerinin desteğiyle ABD tüm dünyayı savaş alanına çeviriyor. Bugün 1 Mart. ABD’nin Irak Savaşı sırasında Türkiye topraklarını ve askeri gücünü kullanma talebinin TBMM’de reddedilmesinin üzerinden 23 yıl geçti. ABD ve İsrail saldırganlığı sürüyor. 1 Mart tezkeresinin reddinin yıldönümünde barış mücadelesini sürdürürken bir kez daha vurguluyoruz: Türkiye İran’a yönelik politikasını ABD ve İsrail karşısında konumlandırmalı, Kürt düşmanlığı üzerine bir pozisyon almamalı ve bu saldırganlıkta asla suç ortağı olmamalı.    Emperyalist güçler tarafından mollaların karşısında bu sefer de şahlar pazarlanırken, İran’da halkların, kadınların kendi özgürlük mücadelesinin sesi görünmez kalıyor. Biz duyuyoruz ve yüksek sesle söylüyoruz: İran halklarını hedef alan bombardıman bir an önce durmalı. Saldırıları sürdüren ABD ve İsrail’in kullanımına sunulan İncirlik ve Kürecik NATO üsleri derhal kapatılmalı. 22 yılın ardından 7-8 Temmuz’da Türkiye’de yapılması planlanan NATO zirvesi iptal edilmeli. Dünyanın her yerinde emperyalist ve siyonist saldırganlık karşısında işgale direnen halkların ve İran’lı kadınların yanındayız.

Komisyon raporunda “kadının adı yok”, peki bu neden sorun?

Herkesin politikasını kurduğu zeminden başka şekilde isimlendirdiği “süreç” bizim için bir barış ihtimali. Kadınlar olarak barış siyasetimiz meclis komisyonundan, tokalaşmalardan, süreçten öncesine uzanıyor. Türkiye’de onlarca yıldır devlet tarafından Kürt halkına yönelik imha, inkar politikasının sona ermesi, yaşanan savaşın, yükseltilen milliyetçilik ve militarizmin kadınların hayatına yansıyan boyutlarına karşı barış siyaseti yürütmek için 80’lerden bugüne farklı farklı platformlarda bir araya geldik. Son süreçte de barış mücadelemizin adı “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi” (BİV) oldu. BİV olarak öncelikle üç acil talep tanımladık: Siyaset suç olmaktan çıkarılsın, kayyımlar geri çekilsin, sınır ötesi harekatlara son verilsin. Bunlar yalnızca kadınları ilgilendiren talepler olmasa da neden kadınlar için önemli olduğunu, devletin bekasını temel alan güvenlik siyasetinin dönüşmesinin biz kadınların güvende ve eşit yaşaması açısından ne anlama geldiğini anlattık. Bu üç acil talebimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde bir açıklamayla ifade ettik. Meclis komisyonu henüz kurulmamışken, o kapıda “Meclis acilen barışın hukuki zeminini oluşturmak için görev almalı” diyerek bir komisyon çağrısı yaptık. Bu komisyonda ve her barış masasında kadınların olması ve kadınların sözünün, derdinin duyulması gerektiğini, bunun kalıcı ve toplumsal bir barış için şart olduğunu söyledik. Sonunda Komisyon kuruldu ancak 51 üyesinden sadece 10’u kadındı. Barışın toplumsallaşması için süreçte etkin bir rol oynaması, gerekli yasal düzenlemeleri tartışması ve önermesi beklenen komisyonun bu işlevini ne kadar yerine  getirdiği tartışılır. Komisyonun esas olarak yaptığı, toplumun farklı kesimlerini sadece “dinlemek” oldu. Komisyon 21 kere toplandı. Bu oturumların yalnızca birinde, o da dinlemelerin en son gününde, bu toplumun yarısı olan kadınların savaşı nasıl yaşadığını konuşmak üzere kadın kurumları davet edildi. Komisyon 137 kurum ve kişiyi dinledi; bunların yalnızca 6’sı kadın kurumuydu. Birinin, yani Barış Anneleri’nin dertlerini kendi anadillerinde, Kürtçe olarak ifade etmelerine izin verilmedi. Orada savaşın farklı yüzlerini anlatanlar, barış için taleplerini ifade edenler bunların nihai raporda bir biçimde yer almasını beklese de kadınlar sadece “dinlendi”, sözleri duyulmadı. BİV olarak biz de mecliste komisyona raporumuzu sunduk. Onlarca yıldır süren savaşta, ırkçılığın, milliyetçiliğin patriyarkayla birbirini güçlendirdiği bu coğrafyada anadilini konuşamamış, göçe zorlanmış, yoksullaştırılmış, yakınını kaybetmiş, savaşçı olmuş, cinsel tacize, şiddete uğramış, ev içi emeğiyle savaşın ortasında haneyi çekip çevirmeye çalışmış kadınları, bunun ülkedeki tüm kadınlara nasıl sirayet ettiğini anlattık. Bu savaşın doğrudan bedenlerimiz üzerinde sürdüğünü, üniformalı erkeklerin kadın cinayetlerinin, cinsel taciz ve istismarlarının nasıl üzerinin örtüldüğünü, cezasızlık zırhını konuştuk. Barış inşa edilirken bunlar konuşulmazsa, savaşın gündelik hayatlarımızda, bedenlerimiz üzerinden süreceğini, bunun normalleşeceğini söyledik. Herkes için eşit vatandaşlığın toplumsal cinsiyet eşitliğini de kapsaması gerektiğini vurguladık. Ancak bu uyarımız, partilerin komisyon raporlarında yer bulmadı. Kadınların sürece eşit katılımı ise yalnızca DEM Parti’nin raporunda ifade edildi. Parti raporları sonrasında, komisyon raporunun yazımında tek bir kadın bulunmadı. Partilerin verdiği üyelerin hepsi erkekti. Bu yalnızca niceliksel bir yokluk durumu değil, aynı zamanda anlattıklarımızın ve taleplerimizin duyulmaması, kadınların barış masasının dışında kalarak, ısrarla barışla olan bağını vurguladıkları erkek şiddeti ve erkek egemenliğine dair meselelerinin “barışla ilgisiz” görülmesi anlamına geliyor. Ancak bugün Suriye’de en temel tartışmanın Kürt, Alevi, Süryani, Dürzi, Arap kadınların, HTŞ gibi bir yönetim altında, cihatçıların tehdidiyle nasıl güvende ve eşit olacağı, kendini savunmak için eline silah alan ve ordu kuran kadınların bu sistemde yerinin ne olacağı olmasının gösterdiği üzere, kadınların eşitlik sorunu bu coğrafyada “barışla ilgisiz” değil. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2000 yılında çıkardığı 1325 sayılı, 2009’da çıkardığı 1889 sayılı ve 2013’te çıkardığı 2122 sayılı kararların tamamı da çatışma sonrası dönemlerde barış süreçlerine kadınların eşit katılımının gerekliliğini vurguluyor. Bunun için bir Ulusal Eylem Planı hazırlanmasını öngörüyor. Ancak BM Genel Sekreterliği “Kadın, Barış ve Güvenlik” raporuna göre, 2024’te dünyada 10 barış sürecinin 9’unda kadınlar yer almadı; barış anlaşmalarında yalnızca %7 oranında müzakereci ve %14 oranında arabulucu olabildiler. Türkiye’nin kadınları barışın inşasına katmak için BM 1325 Ulusal Eylem Planı veya bir yol haritası da yok. Kadınların süreçlere katılamamasının ise barışın kalıcılaşması ve toplumsallaşması önünde bir engel olduğu küresel ölçekte ifade ediliyor. 18 Şubat 2026 tarihinde meclis komisyonunun 47 oyla onayladığı, TİP ve EMEP’in ret verdiği, DEM Parti’nin de şerh sunduğu raporda neredeyse “kadın” kelimesi dahi bulunmuyor. Kadınlar sadece dinlenen kurumlar arasında geçiyor. Rapora yöneltilen haklı eleştiriler, şerhler ve açıklamalarda da barışın öznesi olması gereken kadınlar kimsenin aklına gelmedi. Sürekli dillendirilen “bütün kesimlerin dahil edilmesi”, “herkes için demokrasi” sözleri yine tarihin bu anında savaşın onca yükünü, şiddetini, patriyarkal baskısını çeken kadınları içermedi – ne iktidar ne de onu eleştirenlerce. Bizim tarihin bu akışına, kadınları eşit biçimde dahil etmeden yürütülmeye çalışılan sürece itirazımız var. Barışın tarafıyız. Bundan bir önceki barış sürecinde BİKG’nin 2013 çözüm süreci raporundaki öneri hala geçerli: “Cinsiyet eşitliğini sağlayacak ve kadınların mağduriyetlerini gidererek onları güçlendirecek barış süreçlerinin yaratılması için, kadınların sürecin her alanında eşit temsil edilmesi, kadın hakikatlerinin belgelenmesi, kadınların insani güvenliğini sağlayacak siyasetlerin geliştirilmesi ve kadınların kamusal alanda, siyasette, toplumsal ve ekonomik yeniden yapılanmada eşit güç olarak var olmalarını sağlayacak yasaların hazırlanması, barış sürecinin önceliklerinden olmalı; bunlar bir ulusal plan çerçevesinde ve katılımcı ve şeffaf bir yöntem geliştirilerek hayata geçirilmelidir.” Komisyon raporu, meseleyi bir “terör” sorunu olarak niteleyerek, onlarca yıldır yaşanan şiddetin sebeplerine ve sonuçlarına bakmaksızın bir “tasfiye” dili kullanıyor, konuyu bir sonuç olan silahlara indirgeyerek son derece dar, devletçi ve patriyarkal bir çerçeve çiziyor. Güvenlikçi politikalarla hayatımızı dar eden siyasete rağmen, hala “komşu ülkelere” bu güvenlikçi bakışla müdahale ihtimalini çekinmeden dillendiren cümleler de bizim barış anlayışımıza oldukça uzak. Bu bakış açısıyla raporun odağına “örgüt mensuplarının toplumla bütünleşmesini” aldığı görülüyor. Raporun 6.maddesi, bunun için yapılması gereken yasal düzenlemelerden bahsediyor. Buna dair öneriler getirilmesi, eğitimin, istihdamın, ekonomik ve sosyal programların düşünülmesi elbette olumlu, ancak toplumla bütünleşmesi beklenenlerin de cinsiyetsiz olmadığının unutulmaması gerekir. Silah bırakarak sivil yaşama katılması beklenen kadınların eline neden silah aldığını düşünmek de dolayısıyla bu sürecin bir parçası. Pek çok kadın için bunun sebebi elbette Kürt kimliğinin inkarı ve Kürt kimliğine yönelik sistematik saldırılar. Aynı zamanda eşitsiz bir toplumda erkek şiddetinden uzaklaşmak, bir kadın olarak özgürleşmek, erkeklerle eşit olabilmek de dağa gitmelerinin sebepleri. Dolayısıyla bu barış sürecinde geri dönecek bir kadın için, erkeklerin dayattığı bir yaşama mahkum edilmemek, dönünce ne iş yapacağından daha önemsiz değil. Bunun somut karşılığını Suriye örneğinde açıkça görüyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği, tam da bu nedenle, yaşadığımız bu coğrafyada, komisyon raporunda hiç bahsi geçmese bile, silahların bırakılması bağlamında da yok sayılamaz. Raporun 7. maddesi ise demokratikleşmeye ilişkin önerilerden oluşuyor, bu da sorunun

Barış mücadelesini ve kadın dayanışmasını hedef alan devlet şiddetine karşı birlikte direnmeye devam edeceğiz

Barış sürecinin toplumsallaşması için devletin kendi payına düşen demokratikleşme adımlarının acil bir ihtiyaç olduğunu tekrar tekrar vurguladığımız bugünlerde, ESP-SKM üyesi sosyalistlere, sanatçılara, ekoloji eylemcilerine, gazetecilere ve sendikacılara yönelik polis/yargı operasyonuna uyandık. Sosyalizm ve kadın mücadelesinden 96 arkadaşımız, evleri ve ofisleri polis tarafından tarumar edilerek, gözaltına alındılar ve tutuklanıyorlar. Biz bu polis/yargı saldırısının bir bütün olarak toplumsal muhalefeti sindirme, barış mücadelesini ve enternasyonalist dayanışmayı bölme hedefiyle yapıldığını biliyoruz. Barış mücadelesi ve kadın dayanışması ESP ve SKM’ye yönelik şiddete karşı birlikte direnmeyi gerektiriyor. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak, kadın mücadelesinde yan yana yürüdüğümüz Sosyalist Kadın Meclisleri’nden arkadaşlarımız ve tüm ESP’li sosyalistlerle bu devlet şiddetine karşı dayanışmamızı sürdüreceğiz.  

Suruç’tan dönenlerden açıklama: Yardımları HTŞ’ye teslim etmemiz bekleniyor

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak dün Suruç’taydık. Çünkü hemen yanıbaşımızda kadın var oluşuna tahammülü olmayan bir cihatçı devlet büyüyor. Yani başımızda IŞİD hapishaneleri boşaltılıyor. Biz eşit ve özgür bir yaşam mücadelesi verirken, Türkiye devletinin meşru gördüğü HTŞ çeteleri bir kadın direnişçiyi çatıdan atıyor, kaçırdığı kadınlardan ‘’ganimet’’ diye bahsediyor, ele geçirdiği şehirlerde kara çarşaf dağıtıyor, kafa kesiyor. Yine de bu çetelerin saldırıları haklı bulunuyor ama saç örmek, cihatçılara karşı eşit bir yaşam kurmaya çalışan, kendi kaderini tayin etmeye çalışan Kürt halkının yanında olmak suç. Suruç’ta kadınlar olarak buluşup hem Türkiye’de hem Rojava’da barışın birbirine bağlı olduğunu söyledik. Suruç çevre illerden getirilen kolluk güçleri ile abluka altında. 2015’te geldiğimizde dayanışma için nöbet tuttuğumuz sınıra ise yedi barikat dizilmiş ve burayla dayanışma ihtimali tamamen engellenmiş durumda. Birbiriyle akraba olan halkları ayıran sınıra koca bir duvar inşa eden rejim, bugün Rojava’dan haber alınamaması için telefon şebekelerini zayıflatıyor. Açıklama yapmak için bir araya gelirken kolluk güçlerinin sloganlarımıza tahammülsüzlüğü, yürüyüşümüzü engellemesi de AKP-MHP iktidarının cihatçı çetelere yaklaşımını özetliyor. Hemen elimizi uzatsak dokunacağımız bu topraklarda kadınlar, çocuklar, tüm canlılar cihatçı çetelerin şiddetine maruz kalırken, insani yardım engelleniyor, marketler boş, mazot yok, elektrik yok, odun yok. Türkiye devleti ise dalga geçer gibi yardım tırlarının Halep’ten geçirilmesini öneriyor, yani dayanışma malzemelerimizi zaten katliamın faili olan HTŞ’ye teslim etmemizi bekliyor. Tıpkı deprem zamanı dayanışma tırlarımızın engellendiği gibi. Evlerde un var, odun yok pişiremiyorlar. Elektrik yok ısınamıyorlar. Bebek bezi, kadınlar için regl ürünleri ihtiyaç ama gönderemiyoruz. Açıklamamızda bu yaşanan savaş sürecine dönük üç acil talebi dillendirdik, burada da yineliyoruz: 1) Kürt halkına ve Suriye’deki tüm diğer halklara karşı saldırılar bir an önce durdurulsun! Kobanê kenti üzerindeki kuşatma kaldırılsın, yaşamsal ihtiyaçları karşılayacak malzemelerin girişi sağlansın! Türkiye’de devlet bunu hemen bugün buradan bir koridor açarak yapabilir. Mürşitpınar sınır kapısı açılsın, belediyenin çalışmaları önündeki engeller kaldırılsın. 2) Suriye’de Kürtlerin ve diğer halkların kendi kaderlerini belirleme ve uygun gördükleri yöntemle kendi kendini yönetme hakkı tanınsın, dışarıdan bunu engellemek için kanlı müdahalelere son verilsin! 3) Sivil halka, direnişçilere, kadınlara ve LGBTİ+lara yönelik savaş suçları son bulsun! Bu suçları işleyen IŞİD ve HTŞ çeteleri (ve altındaki diğer gruplar) yaptıklarından sorumlu tutulsun, hesap verebilirlikleri sağlansın! Bizim için tarihin bu karanlık anında alınması gereken tutum çok açık: Ya onurlu bir yaşam için, eşit ve özgür bir yaşam için mücadele veren Kürt halkının, cihatçılarla yaşamayı reddeden kadınların yanında olacağız; ya da kadınları köleleştirme siyaseti olan, IŞİD ve benzeri çetelerin toplamı bir yapının yanında olacağız. Biz hayatı seçiyoruz, barışı seçiyoruz, bu dayanışmayı büyütmek için mücadelemiz devam edecek.

230 Kadın ve LGBTİ+ örgütünden Rojava için imza: Rojava’yla dayanışmak eşit ve özgür bir geleceğe sahip çıkmaktır!

EMPERYALİZMİN BİZE CİHATÇILIĞI DAYATMASINI KABUL ETMİYORUZ, ROJAVA’YLA DAYANIŞMAK EŞİT VE ÖZGÜR BİR GELECEĞE SAHİP ÇIKMAKTIR! 6 Ocak’tan itibaren HTŞ’nin Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yaşayan Kürtlere saldırmasıyla beraber Türkiye’de Kürt sorununa barışçıl çözüm temelinde ve kadınların barış politikalarını hayata geçirmek için örgütlenen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak ekteki uluslararası metni kaleme aldık. Alevileri, Dürzilere yönelik katliamların ardından Kürtlerin de uluslararası güçlerin rızası ve Türkiye’nin açık desteğiyle hedef alınmasının, Suriye’de IŞİD’ciliğin meşrulaştırılmasının nelere mal olacağını anlatmaya çalıştık. Bu metni yazdığımız günden bugüne durum daha da sert ve kritik bir hal aldı. SDG’nin 17 Ocak günü ABD’nin yürütücülüğünde müzakerelerle Deyr Hafir ve Meskene bölgelerinden çekilmesine rağmen HTŞ’nin saldırganlığı devam etti; 18 Ocak günü SDG’nin Rakka ve Deyrizor’dan da çekileceği duyuruldu. Ama bütün bunlar Kürt yoğunluklu bölge ve kentlerin, Haseke’nin, Kobani’nin HTŞ tarafından dünyanın gözü önünde hedef alınmasını durdurmadı. 19 Ocak günü Şam’da müzakerelerde Kürtlere silahlarını cihatçılara teslim etme ve kaderlerine boyun eğme dışında pek bir seçenek verilmedi. Aynı anda, yıllardır IŞİD’e karşı savaşta Kürtlerin ödediği ağır bedellerin ardından bir günde Rakka’daki Şeddadi gibi IŞİD hapishanelerinin boşaltıldığı, İŞİD’lilerin ise anında Kürtlere karşı silaha sarıldığı görüntüleri paylaşıldı. Birleşmiş Milletler, yayınladığı raporda IŞİD’in yeniden canlanma riskinin “kırmızı alarm” verdiğini duyurdu. Kürt kadınların esir alındığı, direnişçilerin kafaları kesilerek infaz edildiği videolar dolaşıma sokuldu. 1988’de Saddam’ın Kürtlere karşı katliamlarının adı ve sembolü olan Enfal Suresi, bu sefer Suriye’de bir genelgede karşımıza çıktı, HTŞ Rojava’ya saldırıyı “fetih” olarak niteledi. Biz bu yeni gelişmelerin ardından bir kez daha dünyaya sesleniyoruz. Bu, özellikle biz kadınlar ve LGBTİ+lar için, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimize dair bir savaş aynı zamanda: Sırf emperyalizm bölgede, Rojava gibi, inançların ve halkların kendi kaderi hakkında karar aldığı bir yer istemiyor, bunun yerine kendi idaresindeki İslamcıları seçiyor ve bu Türkiye’de AKP iktidarının kendi dünya görüşü ve bölgesel yayılmacılığına uyuyor diye cihatçılığın devletleştiği, katliamın cihatçılar eliyle yapıldığında meşru sayıldığı, hiçbir kadının, LGBTİ+nın güvende olmadığı bir dünya mı, kimsenin kimliğinden ve inancından ötürü ayrımcılığa uğramadığı seküler bir düzende, eşitliğin emperyalist devletlerin bir lütfu olarak değil kendi mücadelemizle gerçekten mümkün olduğu bir dünya mı? Biz ikincisini seçiyoruz. Bu imza metnini imzalayarak aşağıdaki 3 acil talebimize sahip çıkmaya ve dünyanın her yerinde devletler, ABD, Türkiye ve Suriye konsoloslukları üzerinde baskı kurmaya çağırıyoruz. 1) Kürt halkına ve Suriye’deki tüm diğer halklara karşı saldırılar bir an önce durdurulsun! Kobanê kenti üzerindeki kuşatma kaldırılsın, yaşamsal ihtiyaçları karşılayacak malzemelerin girişi sağlansın! 2) Suriye’de Kürtlerin ve diğer halkların kendi kaderlerini belirleme ve uygun gördükleri yöntemle kendi kendini yönetme hakkı tanınsın, dışarıdan bunu engellemek için kanlı müdahalelere son verilsin! 3) Sivil halka, direnişçilere, kadınlara ve LGBTİ+lara yönelik savaş suçları son bulsun! Bu suçları işleyen IŞİD ve HTŞ çeteleri (ve altındaki diğer gruplar) yaptıklarından sorumlu tutulsun, hesap verebilirlikleri sağlansın!   EM CîHADî YA KU EMPERYALîZM LI SER ME FERZ DIKE QEBUL NAKIN. PIŞTEVANIYA JI BO ROJAVA, XWEDî DERKETINA PÊŞEROJEK AZAD Û WEKHEV E! Ji bo îmzeyê bangawazî li rêxistinên jinan û yên LGBTİ+ yan: Em , cîhadî ya ku emperyalîzm li ser me ferz dike qebul nakin. Piştevaniya ji bo Rojava, xwedî derketina pêşerojek azad û wekhev e. Wek Înîsîyatîfa Jinên Pêdivîya Me Bi Aştiyê Re Heye, piştî êrîşên HTŞ ê ji 6ê Çileyê pê ve li taxên Şêx Meqsûd, Eşrefiye û Helebê ku Kurd tê de dijîn û erîşên tên kirin, dîsa di Tirkiyê da jî ji bo pirsgirêka Kurd çareseriyek li ser aştiyê bibe û polîtîkayên aştiyê yên jinan di jiyanê de pêk were ev nivîsa navnetewî me nivîsand. Piştî komkujîyên li ser Elewî û Dûrzîyan îrojî bi rizaya hêzên navnetewî û piştgiriya Tirkiyê kurd bi vekirî tên hedef girtin. Me bi vê nivîsî xwest kû gel di Suriyê de IŞÎD were meşrû kirin wê çi xeterîyan xûre bîne. Roja ku me ev metîn nivîsî heta niha rewş zêdetir dijwar û xeternak bû. Roja 17ê Çileyê bi meşandina mûzakereyên ABD ve HTŞ her çiqas ji heremên Deyr Hafir û Meskene vekişîya jî êrîşên HTŞê berdewam kirin. Roja 18ê Çileyê hat eşkere kirin ku SDG ji Reqa û Deyrzorê jî dê vekişe. Lê ev dîsa jî êrîşên HTŞ ê asteng nekir. Li ber çavên cîhanê Hesekê, Kobanê û Kurd tê de zêdene hat hedef girtin. 19ê Çileyê mûzakereyên li Şamê Kurdan re ji xeynî çekên xwe danîn û çarenûsa xwe tu vebijêrk nehate dayîn. Di wê kêliyê de piştî ku bi salan e bi berdêlên mezin ên gelê Kurd daye di rojekî de li Reqayê girtîgehên IŞÎDê yên wek Şeddadî hatin vala kirin û hat dîtin ku ji nişka ve IŞÎDîyan li hember Kurdan çek hilgirtin. Netewên Yekbûyî di rapora xwe de hişyariya vejîna ÎŞÎDê kir. Vîdeoyên ku jinên kurd tên girtin û înfazên bi serjêkirinê çêdibin tên belav kirin. Enfalê ya ku di sala 1988an de Saddam di komkujîyên li hember Kurdan de bi kar dianî îro li Sûriyê di giştînameyek de rastî me tê. Sembol û navê enfalê îro, HTŞ êrîşên xwe yên li ser Rojava wek feth dide nîşan. Em piştî van hemî qewîmiyan carek din bang li dinyayê dikin. Ev şer, di heman demê de bi taybetî li ser wek me jinan ên dixwazin dinyayek çawa de bijîn ji bo wan e jî. Di vir de mijar ne tenê ji hêla emparyalîzmê ve nexwestina cihekî wekî rojava ku hemû bawerî û gel biryarên di derheqê xwe de distinîn e . Di heman demê de li şûna vê yekê îslamîst û cîhadîstên di bin kontrola xwe de hildibêjêre ku ev hêz ji hêla birdozî û têgihîştinê jî bi wan re yekdeng e . Divê em biryar bidin an dewletbûna cîhadîstan , qirkirina bi destê cîhadîstan pêk tê û meşrû tê dîtin û hebûna jinan tûne tê hesibandin an jî di sîstemeke sekuler de kesekî ku ji ber nasnameya xwe rastî zordariyê nayê , wekhevîyeke ku ne ji hêla emperyalîzmê ve tê bexşkirin lê bi tekoşîna xwe ya xweser ava dibe ? Em ê kîjan hilbijêrin ? Em xala duyemîn hildibijêrin. Em 3 daxwazên me yên li jêr xwedî derkevin û zextê li ser konsulxaneyên ABD, Tirkiye û Sûriyê bikin. 1) Êrîşên li ser gelê Kurd û li ser hemû gelên Sûriyê

Bu bir suç duyurusudur!

Leyla Zana’ya cinsiyetçi saldırının savaşı kışkırtma aracı olarak kullanılmasını kabul etmiyoruz! Bursaspor ile Somaspor arasında 16 Aralık 2025’de oynanan karşılaşmanın 85. dakikasından başlayarak Bursaspor taraftarları, Kürt kadın siyasetçi Leyla Zana’yı hedef alan cinsiyetçi ve ırkçı küfürlü sözlerle Zana’ya saldırdı. Bu saldırılar, sonrasında Ankaragücü ve Rizespor maçlarında da sürdü. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), bugün yaptığı açıklamada, tribünlerindeki “küfürlü tezahürat” gerekçesiyle Bursaspor’a 16 bin TL para cezası verdiğini duyurdu. Aynı TFF, karşılaşmada merdiven boşluklarının boş bırakılmaması gerekçesiyle yine Bursaspor’a 211 bin lira ceza verdi. Bu bize ne söylüyor? Bir kadının onurunu hedef almanın merdiven boşluklarına oturmaktan daha hafif bir mesele olduğunu mu ima ediyor? Biz bunu kabul etmiyoruz. Hakaret suçtur. Halkı, bir kadının kimliği ve bedeni üzerinden, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek, halkın bir kesimini aşağılamak suçtur. Nefret ve ayrımcılık suçtur. Bu suçları işleyenlerin derhal tespit edilmesini, bunun tekrarlanmasının önlenmesini, bunun için ilgili kulüplere yönelik gerekli tedbirlerin alınmasını, caydırıcı yaptırımların uygulanmasını, kulüplerin de, Türkiye Futbol Federasyonu’nun da, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın, bir bütünüyle siyaset ve kamuoyunun da konuyu ciddiyetle ele almasını bekliyoruz. Irkçılığın, şovenizmin ve cinsiyetçiliğin iç içe geçmesi bizim için oldukça tanıdık. Bu saldırının, barış arayışının sürdüğü, Kürt sorununun çözümü için bir sürecin yürüdüğü bu dönemde, bir Kürt kadın siyasetçi olan ve politik konumuyla sembol olmuş Leyla Zana’yı hedef almasını tesadüf olmadığını biliyoruz. Burada Leyla Zana’nın, Kürt siyasetinde temsil ettiği pozisyon üzerinden, barış çabasına bir saldırı yapılıyor. Ama bu saldırı herhangi bir biçimde değil, doğrudan kadın kimliğini hedef alarak, kadınlığı bir aşağılama malzemesi haline getirerek yapılıyor. Bunu yaparken kadınlara yönelik sistematik bir erkek şiddeti ve cinsel sömürü pratiğini küfür haline getiriyor. On binlerce erkek, böylece, hep bir ağızdan Kürt kadın mücadelesine küfretmiş oluyor. Kimi çevrelerin fütursuzca bu hakarete sahip çıkması da, kadınlık üzerinden aşağılamanın onların gözünde alkışlanacak bir şey olduğunu gösteriyor. Bir toplumsal kesime, bir halka tehdit ve hakaret, sembolik değeri olan bir kadın siyasetçiye küfür yoluyla yapılıyor. Bunu destekleyenler veya göz yumanlar, kadınların “düşman” addedildiğinde, siyasi çıkar için küfrün, cinsel şiddetin nesnesi haline getirilmesine açık veya örtük onay veriyor. İşte tam da bu, savaş siyasetinin erkek egemen yüzü. Tam da bu, hem Kürt kadınlarının örgütlü mücadelesini hedef alıyor hem de tüm kadınları cinsel şiddete açık hale getiriyor. Çünkü erkekler savaşı, çatışmayı kışkırtmak, karşısındakini düşmanlaştırmak, korkutmak, sindirmek istediklerinde önce bir kadına saldırıyorlar. Bu da barış ihtimalinin ve inşası süreçlerinin biz kadınların tamamı için neden önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.   Biz kadınlar sadece saldırıyı değil TFF’nin bu ciddi saldırı karşısındaki tavrını da kabul etmiyoruz. Bu konu, sadece 16 bin TL para cezasıyla kapatılabilecek bir konu değildir, üstelik kadınların haysiyeti bir merdiven boşluğuyla kıyaslanamayacak kadar değerlidir. Biz aşağıda imzası olan kadın ve LGBTİ+ örgütleri, 16 Aralık’tan bu yana gururla bir kadına söven erkeklerin tespit edilmesini talep ediyoruz ve haklarında suç duyurusunda bulunuyoruz. Kürt kadın siyasetçi kimliğiyle saldırıya uğrayan Leyla Zana’nın yanında olduğumuzu, hiçbir kadının küfrün ve şiddetin nesnesi olmadığı bir dünya için mücadeleye devam edeceğimizi ilan ediyoruz.    İmzalar: Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi 17 Mayıs Derneği  20 Kasım Nefret Suçlarıyla Mücadele Derneği 78’liler Hareketinden Kadınlar 2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi Adana Kadın Platformu Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER)  Ankara Kadın Platformu Ankara Pride Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği Antikapitalist Kadınlar Aralık Feminist Kolektif Aramızda Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Derneği Atakent Mahallesi Kadın Meclisi Aydın LGBTİ+ Dayanışması Ayvalık Kadın İnisiyatifi Barış için Kadın Akademisyenler Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi (BİL+) Bilgi Gökkuşağı BİZ LGBTIQ+İnisiyatifi Bodrum Kadın Dayanışma Derneği Bodrum Kadın Platformu Bursa Kadın Platformu Cinsiyet Eşitliği Politikaları Derneği  Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği (CŞMD) Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Komisyonu Çanakkale Kadın Platformu  Çanakkale Pride LGBTİ+ Topluluğu & Onur Haftası Komitesi DAM’lı Kadınlar (Dersim Araştırmalar Merkezi) Datça Kadın Platformu DEM Parti Kadın Meclisi ​​Demir Leblebi Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi(DAD) Dev Yapı İş Kadın Meclisi DİSK Kadın komisyonu EHP’li Sosyalist Feministler Ekmek ve Gül Emek ve Adalet Platformu Kadın Grubu EMEP’li Kadınlar Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası Feminist Kadın Çevresi Fethiye Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği Fethiye Pride Futbolun Q Hali Genç LGBTİ+ Derneği   Günebakan Kadın Derneği Halkevci Kadınlar Havle Kadın Derneği HDK Kadın Meclisleri HEVİ LGBTİ+ Derneği İlmek Kadın Dayanışması İnsan Hakları Derneği Kadın Komisyonu İskenderun Kadın Platformu İzmir Feminist Kolektif  İzmir Kadın Dayanışma Derneği İzmir Kadın Platformu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Kadın Dayanışma Vakfı Kadın Dayanışması Kadın Gazeteciler Derneği Kadın İşçi Dayanışma Derneği Kadın hafıza ve dayanışma İnsiyatifi Kadın Kültür Sanat ve Edebiyat Derneği (KASED) Kadın Savunması Kadın Zamanı Kadının İnsan Hakları Derneği (KİH) Kadınlar Birlikte Güçlü Kadınların Kurtuluşu Kaos GL Derneği Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği Kapsama Alanı KESK Kadın Meclisi Keskesor Wan LGBTİ+ Oluşumu Kırkyama Kadın Dayanışması  Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği Kızıl Partili Kadınlar Kızıl LGBTİ+lar Koç Üniversitesi Kadın Dayanışma Kulübü Koç Üniversitesi Kuir Kulübü – Koç Kuir Kocaeli Üniversitesi Kuir Topluluğu – Kuir Kozgun Kuşadası Kadın Platformu Küründen United  Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG) Mersin 7 Renk LGBT Eğitim Araştırma Ve Dayanışma Derneği Mersin Kadın Platformu Mimoza Kadın Derneği Minçoster TK Mor Sarmaşık  Muamma LGBTİ+ Eğitim Araştırma ve Dayanışma Derneği Muğla Kadın Dayanışma ve Danışma Derneği  ODTÜ LGBTİQAA+ Dayanışması Özgür Genç Kadın (ÖGK) Özgür Renkler Derneği  Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Kadın Komisyonu Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği Rosa Kadın Derneği Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketi Derneğini (sakʞad) Sara Kolektif Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) SDH’lı kadınlar / Sosyalist Demokrasi Hareketi Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Sosyalist Kadınlar (SOLDEP KADIN) Sosyalist Lubunyalar (SOLDEP LGBTİ+) Söke Kadın Dayanışma Derneği Star Kadın Derneği SYKP Kadın Meclisi   Şahmaran Kadın Platformu TİP’li Kadınlar TİP LGBTİ+ Bürosu TJA (Tevgera Jinên Azad/Özgür Kadın Hareketi) TMMOB Amed İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu TMMOB Mardin İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu TODAP Kadın Komisyonu Türk Alman Üniversitesi LGBTİ+ Topluluğu (TaüQueer) Türk Kadınlar Birliği Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Türk Tabipler Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu Türk Tabipleri Birliği Tıp Öğrencileri Kolu Kadın Çalışma Grubu Urfa Kadın Platformu Urfa Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği ÜniKuir Derneği Vatoz Platformu Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi (YAKA-KOOP)  Yeni Demokrat Kadın Yeşil Sol Parti

WhatsApp Image 2025-04-29 at 12.24.49

Barışa İhtiyacım Var

You have been successfully Subscribed! Ops! Something went wrong, please try again.

iletişim

kadinlarbarisikonusuyor.2025@gmail.com

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi © 2025