Aylara yayılan tehditlerin ve askeri yığınağın ardından dün soykırımcı İsrail ve ABD İran’ı bombalamaya başladı. Tahran, Tebriz, İsfahan, Kum, Karaj, Kermanşah’ta patlamalar olduğu söyleniyor. Bununla birlikte Pakistan da Afganistan’a savaş ilan etti. Soykırımcı İsrail, “Dört günün sonunda bildiğimiz Tahran’dan eser kalmayacağını” övünerek ilan ediyor. O yıkıntının arasında yaşam mücadelesi verecek halkların, kadınların bu denklemde yeri yok.

Haziran sonunda da benzer bir saldırı sırasında Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak şöyle demiştik:
“İsrail İran’a saldırırken halkı —özellikle kadınları— molla rejimine karşı ayaklanmaya çağırıyor. Savaşını, ‘kadınları özgürleştirme’ söylemiyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Netanyahu bir yandan İranlı kadınların üzerine bomba yağdırırken, diğer yandan Gazze’de on binlerce kadını öldürüyor, İsrail hapishanelerinde binlerce Filistinli kadına işkence ediyor ama yine de savaşını ‘Jin, jîyan, azadî’ yazarak süsleyebiliyor. Bu senaryoyu Amerika’nın Irak ve Afganistan işgallerinden çok iyi tanıyoruz. Bu yüzden bugün, önce kadınlar bu söyleme karşı çıkıyor; ‘Bizim özgürlüğümüz sizin ellerinizle gelmeyecek’ diyor.”
Bugün de durum farklı değil. Elinde dünyanın bütün teknolojisini, yapay zekasını tutan, hedeflerini milimetrik hesapla vurma iddiasındaki ABD ve İsrail, İran halkının yaşam alanlarına saldırdı, en az 201 kişi hayatını kaybetti ve 747 kişi yaralandı. Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentinde bir ilkokul hedef alındı, 85 kız öğrencinin katledildiği belirtiliyor. Saldırıyı canlı yayında “kadınlar için özgürlük yolu açıldı” diyerek sunan emperyalistler İran’da kadınları ve kız çocuklarını bombalıyor.
Gazze’de işgali “barış” adı altında aklayan ve Türkiye’nin de parçası olduğu Gazze Barış Kurulu’na üye ülkeler, bölgedeki inşaat ve rant hesaplarını bozacağı için İran’ın Filistin direniş örgütlerine desteğini bir sorun olarak görüyor. Nükleer programı bahane eden ABD ve AB ticari, siyasi, finansal yaptırımları sürdürüyor, ambargolar İran halkını her geçen gün enflasyonla yoksullaştırıyor. Soykırımcı İsrail ise hiçbir yaptırım uygulanmadan bir yandan müzakere sürecinde İran’ı bombalarken diğer yandan Batı Şeria’yı işgal ediyor, Lübnan’a ve Yemen’e saldırıyor. Alevi, Dürzi, Kürt kadınları katleden, “kadın pazarları” kuran IŞİD zihniyetli HTŞ çetelerinin yönetiminde işlenen insanlık suçlarına rağmen Suriye’ye yönelik ambargolar ise tek tek kaldırılıyor çünkü artık Suriye hava sahası İsrail füzelerine açık. Uluslararası düzenin tüm normları emperyalistlere göre şekilleniyor. Molla rejimi ise yıllardır kadınların bedenlerini, hayatlarını mutlak bir tahakküm altında tutuyor, sosyalist örgütlenmeleri, işçi sınıfının sendikal mücadelesini baskılıyor, Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin, Ahvaz Araplarının haklarını gasp ediyor, tüm toplumsal muhalefeti sindirmek için ayaklanmaları kanla bastırıyor, binlerce insanı idam ediyor. Soykırımcı İsrail – ABD saldırganlığı ile molla rejimi arasındaki ikilemde kimseye özgürlük yok, biliyoruz.
Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) eliyle kendi kentlerinde kendi halkına savaş açan, kadınlara kürtajı, translara uyum sürecini yasak etmek için elinden geleni yapan Trump’ın aklına “demokrasi, halkın ve kadınların özgürlüğü” her nasılsa yalnızca düşmanını bombalamak için işlevli olduğunda geliyor. Emperyalist müttefiklerinin desteğiyle ABD tüm dünyayı savaş alanına çeviriyor. Bugün 1 Mart. ABD’nin Irak Savaşı sırasında Türkiye topraklarını ve askeri gücünü kullanma talebinin TBMM’de reddedilmesinin üzerinden 23 yıl geçti. ABD ve İsrail saldırganlığı sürüyor. 1 Mart tezkeresinin reddinin yıldönümünde barış mücadelesini sürdürürken bir kez daha vurguluyoruz: Türkiye İran’a yönelik politikasını ABD ve İsrail karşısında konumlandırmalı, Kürt düşmanlığı üzerine bir pozisyon almamalı ve bu saldırganlıkta asla suç ortağı olmamalı.
Emperyalist güçler tarafından mollaların karşısında bu sefer de şahlar pazarlanırken, İran’da halkların, kadınların kendi özgürlük mücadelesinin sesi görünmez kalıyor. Biz duyuyoruz ve yüksek sesle söylüyoruz: İran halklarını hedef alan bombardıman bir an önce durmalı. Saldırıları sürdüren ABD ve İsrail’in kullanımına sunulan İncirlik ve Kürecik NATO üsleri derhal kapatılmalı. 22 yılın ardından 7-8 Temmuz’da Türkiye’de yapılması planlanan NATO zirvesi iptal edilmeli. Dünyanın her yerinde emperyalist ve siyonist saldırganlık karşısında işgale direnen halkların ve İran’lı kadınların yanındayız.