Herkesin politikasını kurduğu zeminden başka şekilde isimlendirdiği “süreç” bizim için bir barış ihtimali. Kadınlar olarak barış siyasetimiz meclis komisyonundan, tokalaşmalardan, süreçten öncesine uzanıyor. Türkiye’de onlarca yıldır devlet tarafından Kürt halkına yönelik imha, inkar politikasının sona ermesi, yaşanan savaşın, yükseltilen milliyetçilik ve militarizmin kadınların hayatına yansıyan boyutlarına karşı barış siyaseti yürütmek için 80’lerden bugüne farklı farklı platformlarda bir araya geldik. Son süreçte de barış mücadelemizin adı “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi” (BİV) oldu.

BİV olarak öncelikle üç acil talep tanımladık: Siyaset suç olmaktan çıkarılsın, kayyımlar geri çekilsin, sınır ötesi harekatlara son verilsin. Bunlar yalnızca kadınları ilgilendiren talepler olmasa da neden kadınlar için önemli olduğunu, devletin bekasını temel alan güvenlik siyasetinin dönüşmesinin biz kadınların güvende ve eşit yaşaması açısından ne anlama geldiğini anlattık. Bu üç acil talebimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde bir açıklamayla ifade ettik. Meclis komisyonu henüz kurulmamışken, o kapıda “Meclis acilen barışın hukuki zeminini oluşturmak için görev almalı” diyerek bir komisyon çağrısı yaptık. Bu komisyonda ve her barış masasında kadınların olması ve kadınların sözünün, derdinin duyulması gerektiğini, bunun kalıcı ve toplumsal bir barış için şart olduğunu söyledik.

Sonunda Komisyon kuruldu ancak 51 üyesinden sadece 10’u kadındı. Barışın toplumsallaşması için süreçte etkin bir rol oynaması, gerekli yasal düzenlemeleri tartışması ve önermesi beklenen komisyonun bu işlevini ne kadar yerine  getirdiği tartışılır. Komisyonun esas olarak yaptığı, toplumun farklı kesimlerini sadece “dinlemek” oldu. Komisyon 21 kere toplandı. Bu oturumların yalnızca birinde, o da dinlemelerin en son gününde, bu toplumun yarısı olan kadınların savaşı nasıl yaşadığını konuşmak üzere kadın kurumları davet edildi. Komisyon 137 kurum ve kişiyi dinledi; bunların yalnızca 6’sı kadın kurumuydu. Birinin, yani Barış Anneleri’nin dertlerini kendi anadillerinde, Kürtçe olarak ifade etmelerine izin verilmedi. Orada savaşın farklı yüzlerini anlatanlar, barış için taleplerini ifade edenler bunların nihai raporda bir biçimde yer almasını beklese de kadınlar sadece “dinlendi”, sözleri duyulmadı.

BİV olarak biz de mecliste komisyona raporumuzu sunduk. Onlarca yıldır süren savaşta, ırkçılığın, milliyetçiliğin patriyarkayla birbirini güçlendirdiği bu coğrafyada anadilini konuşamamış, göçe zorlanmış, yoksullaştırılmış, yakınını kaybetmiş, savaşçı olmuş, cinsel tacize, şiddete uğramış, ev içi emeğiyle savaşın ortasında haneyi çekip çevirmeye çalışmış kadınları, bunun ülkedeki tüm kadınlara nasıl sirayet ettiğini anlattık. Bu savaşın doğrudan bedenlerimiz üzerinde sürdüğünü, üniformalı erkeklerin kadın cinayetlerinin, cinsel taciz ve istismarlarının nasıl üzerinin örtüldüğünü, cezasızlık zırhını konuştuk. Barış inşa edilirken bunlar konuşulmazsa, savaşın gündelik hayatlarımızda, bedenlerimiz üzerinden süreceğini, bunun normalleşeceğini söyledik. Herkes için eşit vatandaşlığın toplumsal cinsiyet eşitliğini de kapsaması gerektiğini vurguladık. Ancak bu uyarımız, partilerin komisyon raporlarında yer bulmadı. Kadınların sürece eşit katılımı ise yalnızca DEM Parti’nin raporunda ifade edildi.

Parti raporları sonrasında, komisyon raporunun yazımında tek bir kadın bulunmadı. Partilerin verdiği üyelerin hepsi erkekti. Bu yalnızca niceliksel bir yokluk durumu değil, aynı zamanda anlattıklarımızın ve taleplerimizin duyulmaması, kadınların barış masasının dışında kalarak, ısrarla barışla olan bağını vurguladıkları erkek şiddeti ve erkek egemenliğine dair meselelerinin “barışla ilgisiz” görülmesi anlamına geliyor.

Ancak bugün Suriye’de en temel tartışmanın Kürt, Alevi, Süryani, Dürzi, Arap kadınların, HTŞ gibi bir yönetim altında, cihatçıların tehdidiyle nasıl güvende ve eşit olacağı, kendini savunmak için eline silah alan ve ordu kuran kadınların bu sistemde yerinin ne olacağı olmasının gösterdiği üzere, kadınların eşitlik sorunu bu coğrafyada “barışla ilgisiz” değil. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2000 yılında çıkardığı 1325 sayılı, 2009’da çıkardığı 1889 sayılı ve 2013’te çıkardığı 2122 sayılı kararların tamamı da çatışma sonrası dönemlerde barış süreçlerine kadınların eşit katılımının gerekliliğini vurguluyor. Bunun için bir Ulusal Eylem Planı hazırlanmasını öngörüyor. Ancak BM Genel Sekreterliği “Kadın, Barış ve Güvenlik” raporuna göre, 2024’te dünyada 10 barış sürecinin 9’unda kadınlar yer almadı; barış anlaşmalarında yalnızca %7 oranında müzakereci ve %14 oranında arabulucu olabildiler. Türkiye’nin kadınları barışın inşasına katmak için BM 1325 Ulusal Eylem Planı veya bir yol haritası da yok. Kadınların süreçlere katılamamasının ise barışın kalıcılaşması ve toplumsallaşması önünde bir engel olduğu küresel ölçekte ifade ediliyor.

18 Şubat 2026 tarihinde meclis komisyonunun 47 oyla onayladığı, TİP ve EMEP’in ret verdiği, DEM Parti’nin de şerh sunduğu raporda neredeyse “kadın” kelimesi dahi bulunmuyor. Kadınlar sadece dinlenen kurumlar arasında geçiyor. Rapora yöneltilen haklı eleştiriler, şerhler ve açıklamalarda da barışın öznesi olması gereken kadınlar kimsenin aklına gelmedi. Sürekli dillendirilen “bütün kesimlerin dahil edilmesi”, “herkes için demokrasi” sözleri yine tarihin bu anında savaşın onca yükünü, şiddetini, patriyarkal baskısını çeken kadınları içermedi – ne iktidar ne de onu eleştirenlerce. Bizim tarihin bu akışına, kadınları eşit biçimde dahil etmeden yürütülmeye çalışılan sürece itirazımız var. Barışın tarafıyız. Bundan bir önceki barış sürecinde BİKG’nin 2013 çözüm süreci raporundaki öneri hala geçerli: “Cinsiyet eşitliğini sağlayacak ve kadınların mağduriyetlerini gidererek onları güçlendirecek barış süreçlerinin yaratılması için, kadınların sürecin her alanında eşit temsil edilmesi, kadın hakikatlerinin belgelenmesi, kadınların insani güvenliğini sağlayacak siyasetlerin geliştirilmesi ve kadınların kamusal alanda, siyasette, toplumsal ve ekonomik yeniden yapılanmada eşit güç olarak var olmalarını sağlayacak yasaların hazırlanması, barış sürecinin önceliklerinden olmalı; bunlar bir ulusal plan çerçevesinde ve katılımcı ve şeffaf bir yöntem geliştirilerek hayata geçirilmelidir.

Komisyon raporu, meseleyi bir “terör” sorunu olarak niteleyerek, onlarca yıldır yaşanan şiddetin sebeplerine ve sonuçlarına bakmaksızın bir “tasfiye” dili kullanıyor, konuyu bir sonuç olan silahlara indirgeyerek son derece dar, devletçi ve patriyarkal bir çerçeve çiziyor. Güvenlikçi politikalarla hayatımızı dar eden siyasete rağmen, hala “komşu ülkelere” bu güvenlikçi bakışla müdahale ihtimalini çekinmeden dillendiren cümleler de bizim barış anlayışımıza oldukça uzak. Bu bakış açısıyla raporun odağına “örgüt mensuplarının toplumla bütünleşmesini” aldığı görülüyor. Raporun 6.maddesi, bunun için yapılması gereken yasal düzenlemelerden bahsediyor. Buna dair öneriler getirilmesi, eğitimin, istihdamın, ekonomik ve sosyal programların düşünülmesi elbette olumlu, ancak toplumla bütünleşmesi beklenenlerin de cinsiyetsiz olmadığının unutulmaması gerekir. Silah bırakarak sivil yaşama katılması beklenen kadınların eline neden silah aldığını düşünmek de dolayısıyla bu sürecin bir parçası. Pek çok kadın için bunun sebebi elbette Kürt kimliğinin inkarı ve Kürt kimliğine yönelik sistematik saldırılar. Aynı zamanda eşitsiz bir toplumda erkek şiddetinden uzaklaşmak, bir kadın olarak özgürleşmek, erkeklerle eşit olabilmek de dağa gitmelerinin sebepleri. Dolayısıyla bu barış sürecinde geri dönecek bir kadın için, erkeklerin dayattığı bir yaşama mahkum edilmemek, dönünce ne iş yapacağından daha önemsiz değil. Bunun somut karşılığını Suriye örneğinde açıkça görüyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği, tam da bu nedenle, yaşadığımız bu coğrafyada, komisyon raporunda hiç bahsi geçmese bile, silahların bırakılması bağlamında da yok sayılamaz.

Raporun 7. maddesi ise demokratikleşmeye ilişkin önerilerden oluşuyor, bu da sorunun yapısal boyutunun ve ülkedeki sistemin, demokrasinin niteliğiyle ilişkisinin tanınması açısından önemli. Bu bağlamda şu noktayı hatırlatmak isteriz: Kırk yılı aşkın çatışma ve şiddet ortamının yarattığı bireysel ve kolektif travmalarla yüzleşmeden adil bir gelecek kurmak mümkün değildir. Bu nedenle BM’nin “Geçiş Dönemi Adaleti” olarak tanımladığı; hakikatlerin açığa çıkarılması, cezasızlığın son bulması, adaletin sağlanması, onarım ve tekrarlanmama garantilerini de içeren kapsamlı bir programa ihtiyaç var. Kadınlar için adaleti sağlamak adına yapılması gereken, çatışma çözüm ve demokratikleşme mekanizmalarını şekillendirecek komisyonlar ve hızla başlaması gereken yasa yapım süreçlerinde yalnızca “görüşülen” değil, “karar alan” pozisyonda da yer almalarıdır.

BİV olarak, bu bağlamda, siyasetin suç sayılmaması için Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, hasta tutsaklar başta olmak üzere siyasi tutsakların bırakılmasını sağlayacak bir infaz düzenlemesi, kayyımlara imkan tanıyan 674 sayılı OHAL KHK’sının geri çekilmesi, cinsel şiddet ve zorunlu göç dahil kadınların hakikatlerinin konuşulması ve bir yaptırım mekanizması olması, anadilinde eğitim ve hizmet alınabilmesi gibi somut talepler sunduk. Komisyon raporunda yerel yönetimlere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına, TMK, TCK ve 2911 sayılı kanununun ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde düzenlenmesine, cezaevi idare ve gözlem kurullarının gözden geçirilmesine ve benzeri noktalara vurguları bu açıdan bir mücadele alanı olarak görüyoruz. Barıştan ve demokratikleşmeden bahsederken LGBTİ+ olmanın kendisini bir suç haline getirme çabası, sosyal medyayı kimlik takibiyle herkesin her cümlesi için suçlu ilan edilebileceği bir gözetleme ve denetim alanı haline getirme adımı, örgütlü mücadele veren sosyalistlere ve muhalefete yönelik operasyon ve tutuklamalar kabul edilemez. Barış, yeni suçlular ve düşmanlar yaratarak değil, eşitlik ve adaletle olur. Bizler taleplerimizin arkasındayız ve takipçisiyiz.

Barışın kalıcılığının toplumsal cinsiyet eşitliği ile sağlanabileceğini gerçeğiyle; kadınların geçiş döneminin tüm safhalarına katılması, yasaların toplumsal cinsiyet eşitliği bakışıyla oluşturulması ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik saldırıların son bulması, çatışma dönemlerinde kadın ve kız çocuklarına karşı suç işleyenlerin hesap verebilir olmasını garanti altına alan ve bunların cezasız kalmasına izin vermeyen bir adalet sisteminin uygulanması için mücadeleye devam edeceğiz.

WhatsApp Image 2025-04-29 at 12.24.49

Barışa İhtiyacım Var

You have been successfully Subscribed! Ops! Something went wrong, please try again.

iletişim

kadinlarbarisikonusuyor.2025@gmail.com

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi © 2025