Biz, Türkiye’de Kürt sorununun demokratik ve siyasi çözümü temelinde barışı inşa etmek, kadınların barışa ilişkin politikalarını hayata geçirmek için örgütlenen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak, bugün Kobanê’nin sınırından, Suruç’tan sesleniyoruz. Alevilere, Dürzilere yönelik katliamların ardından şimdi de Rojava’da Kürt halkına, kadınlara, kadınların eşit yaşama hakkına karşı yürütülen bir savaş var. Bu sınır hattı, yıllardır Rojava’da kadınların, çocukların ve halkın bütünüyle hedef alındığı bir savaşın tanığıdır. Biz kadınlar, bundan 11 yıl önce bir Ekim ayında da tam burada, bu sınırdaydık. O zaman da Kürt halkının IŞİD’e karşı direnişinin, aynı zamanda kadınlar için özgürlük mücadelesi açısından ne anlama geldiğini biliyorduk. Barış için Kadın Girişimi’nin çağrısıyla farklı şehirlerden, kurumlardan, partilerden, sendikalardan, örgütlerden kadınlar, ya da tek tek gelenler, feministler, sosyalistler, Kürt kadın hareketi, hep beraber Kobanê direnişini bu sınırda sahiplendik. On yıl sonra bugün de Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak buradayız.
Bu ülkede devlet 11 yıl önce IŞİD’e “öfkeli çocuklar” diyordu, tırlarla silah yolluyordu. Bugün IŞİD üyelerini tekbirlerle serbest bırakan, kadınlara karşı IŞİD’cilerle benzer yöntemleri kullanan HTŞ’ye “haklı ve meşru” diyor, bu sınıra Kobani halkına karşı askeri yığınak yapıyor, insani koridor açmayarak Kobanê’nin sakinlerini toplu cezalandırmaya maruz bırakan kuşatmayı sürdürüyor. Biz bunu kabul etmiyoruz!
Bunu türlü “güvenlik gerekçeleriyle” açıklamaya çalışanlara sesleniyoruz: Yaşananlar bir güvenlik meselesi değil; savaşı kalıcı kılmaya çalışan politikaların bir sonucu. Öyle ki, biz kadınlar için en büyük güvenlik tehdidi olan IŞİD’cilik bir biçimde bu ülkeyi yöneten iktidar tarafından makul bulunurken kendi mahallesinde kendini savunan kadınlara ise terörist muamelesi yapılıyor. Bir kadının saçının örgüsüne ganimet muamelesi yapan HTŞ’yi, bir cihatçı milisler birliğini desteklemeniz hiçbirimizi daha güvende kılmıyor.
Bu savaşın faili yalnızca bu silahlı gruplar değil. Devletlerin doğrudan ya da dolaylı müdahaleleri, sessizlikleri ve çıkar politikaları bu yıkımı derinleştiriyor. Bunun sorumlusu aynı zamanda bugün Suriye’de cihatçılığı daha yönetilebilir bulan Amerika, İsrail gibi emperyalist güçler, Türkiye’de de bunu kendi ideolojisine daha yakın gören ve Suriye’de Türkçe konuşulması hayalleri kuran AKP-MHP iktidarı.
Tam da bu nedenlerle, SDG’nin müzakerelerle önce Deyr Hafir ve Meskene bölgelerinden sonra Rakka ve Deyrizor’dan çekilmesine rağmen, bu adımlar HTŞ’nin Kürt yoğunluklu bölge ve kentleri, Haseke’yi, Kobanê’yi dünyanın gözü önünde hedef almasını durdurmadı. 18 Ocak günü Şam’da müzakerelerde Kürtlere silahlarını cihatçılara teslim etme ve kaderlerine boyun eğme dışında pek bir seçenek verilmedi. Aynı anda, yıllardır IŞİD’e karşı savaşta Kürtlerin ödediği ağır bedellerin ardından kimi IŞİD’lilerin serbest kaldığı ve anında Kürtlere karşı silaha sarıldığı görüntüleri paylaşıldı.
Birleşmiş Milletler, yayınladığı raporda IŞİD’in yeniden canlanma riskinin “kırmızı alarm” verdiğini duyurdu. Kürt kadınların esir alındığı, direnişçilerin kafaları kesilerek infaz edildiği videolar dolaşıma sokuldu.
1988’de Saddam’ın Kürtlere karşı katliamlarının adı ve sembolü olan Enfal Suresi, bu sefer Suriye’de bir genelgede karşımıza çıktı, HTŞ Rojava’ya saldırıyı “fetih” olarak niteledi. Birkaç kilometre ötemizdeki Kobanê, 11 yıl önce kimilerinin “düştü düşecek” diye ellerini ovuşturduğu Kobanê, boğucu bir ablukaya alındı; öyle ki bebekler, gençler soğuktan, elektriksizlikten öldü, hastanelerdeki küvözler çalışmaz oldu.
Bugün bu sınırın ötesinde, yanı başımızda, kadınlar kaçırılıyor, cinsel şiddete uğruyor, katlediliyor. Alevi kadınlar, Dürzi kadınlar, Kürt kadınlar, Ezidi kadınlar. HTŞ çarşaf dağıtıyor, giyilmesini zorunlu kılıyor. Çocuklar açlıkla, soğukla karşı karşıya bırakılıyor. Siviller yerlerinden ediliyor, evler bombalanıyor, yaşam alanları yok ediliyor. “Ateşkes” söylemleriyle çelişen biçimde saldırılar ve öldürücü bir kuşatma sürüyor; kadınlar ve çocuklar korunmasız bırakılıyor. İşte tam da bugün Suruç ‘ta Mürşitpınar sınır kapısı açılsın diyoruz; kuşatma kaldırılsın, bu sınır kapısı açılsın ve Kobane halkına yardımlar ulaştırılsın demek için bir aradayız.
Biz biliyoruz ki Rojava’da hedef alınan yalnızca bir coğrafya değil. Hedef alınan; halkların eşit, özgür ve bir arada yaşama iradesi. Hedef alınan; kadınların eşit olduğu bir yaşam ve kurucusu olduğu bir barış fikri.
Dolayısıyla bu, özellikle biz kadınlar ve LGBTİ+lar için, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimize dair bir savaş aynı zamanda:
Sırf emperyalizm bölgede, Rojava gibi, inançların ve halkların kendi kaderi hakkında karar aldığı bir yer istemiyor, bunun yerine kendi idaresindeki İslamcıları seçiyor ve bu Türkiye’de AKP iktidarının kendi dünya görüşü ve bölgesel yayılmacılığına uyuyor diye cihatçılığın devletleştiği, katliamın cihatçılar eliyle yapıldığında meşru sayıldığı, hiçbir kadının, LGBTİ+nın güvende olmadığı bir dünya mı? Yoksa kimsenin kimliğinden ve inancından ötürü ayrımcılığa uğramadığı seküler bir düzende, eşitliğin emperyalist devletlerin bir lütfu olarak değil kendi mücadelemizle gerçekten mümkün olduğu bir dünya mı? Biz ikincisini seçiyoruz.
Gerçek, eşit ve onurlu bir barış talep etmek suç değildir; aksine, savaşa razı olmamak hepimizin sorumluluğu. Uluslararası toplumu, BM’yi, kadın örgütlerini, insan hakları savunucularını göreve çağırıyoruz. Rojava’da kadınlara yönelik şiddet acilen izlenmeli, belgelenmeli ve durdurulmalıdır. Siviller için insani yardım ve güvenli yaşam koşulları sağlanmalı. Savaşı derinleştiren tüm aktörler teşhir edilmeli, barış için sorumluluk almaya zorlanmalı. Biz kadınlar, barışı dayanışmamızla, ortak mücadelemizle sınırları aşarak kuranlarız. Rojava’da barış, bu coğrafyada barışın olmazsa olmazıdır. Bu topraklarda, hepimiz için, kadınların eşit yaşadığı bir gelecek ancak böyle mümkün.
Buradan bir kez daha, 30’a yakın ülkeden 216 kadın ve LGBTİ+ örgütünün imzasıyla duyurulan üç acil talebimizi hatırlatıyoruz:
1) Kürt halkına ve Suriye’deki tüm diğer halklara karşı saldırılar bir an önce durdurulsun! Kobanê kenti üzerindeki kuşatma kaldırılsın, yaşamsal ihtiyaçları karşılayacak malzemelerin girişi sağlansın! Türkiye’de devlet bunu hemen bugün buradan bir koridor açarak yapabilir.
2) Suriye’de Kürtlerin ve diğer halkların kendi kaderlerini belirleme ve uygun gördükleri yöntemle kendi kendini yönetme hakkı tanınsın, dışarıdan bunu engellemek için kanlı müdahalelere son verilsin!
3) Sivil halka, direnişçilere, kadınlara ve LGBTİ+lara yönelik savaş suçları son bulsun! Bu suçları işleyen IŞİD ve HTŞ çeteleri (ve altındaki diğer gruplar) yaptıklarından sorumlu tutulsun, hesap verebilirlikleri sağlansın!
Biz, savaşa karşı barışı savunuyoruz.
Rojava’da yaşamı savunuyoruz.
Kadınların mücadelesiyle barışı büyütüyoruz.
Jin, Jîyan, Azadî
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi